0

Beklenmeyen

29/11/2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

gök gürlemişti...
onlarca insanın ayak seslerine  yağmurun tenteler, şemsiyeler ve kaldırım üzerindeki şıprtıları karışıyordu..
yol boyunca yağmur ırmakçıkları akıyordu bilinmeyen biryerlere doğru.
şemsiyemde yoktu kahretsin.
hızlıca ilerliyodum o kalabalığın içinde tramvaya yetişmem lazımdı bir yere gidiyordum ancak nereye bende tam bilmiyordum...sanki biri beni bekliyordu...
acelem vardı ancak yağmurun etkisinde birde bu kalabalıktan yürümek nerdeyse imkansızdı...ne şans tanrım derken bir el uzandı ellerime doğru...irkilerek döndündüm hafifçe...küçük bir çocuk...şaşkın bir ifadeyle bütün dikkatimi küçüğe vermiştim...gri iri gözleri vardı...tam bir çocuk saflığındaki yüzü kir içindeydi...ne oluyor dercesine baktım...çocuk dudaklarını kıpırdattı bir şey söyledi ancak yağmurun ve yanımızdan kahkahalarla koşan iki aşığın sesi bastırmıştı küçük çocuğun kelimelerini...beklenmeyen bir şekilde ellerime asıldı..o kadar sıkı tutmuştu ki ellerimi bir çocuğun bu denli güçlü olmasını aklım almamıştı..ellerim ufak ellerinin arasındaydı şimdi...avucuma bir şey bırakmıştı...sıcaktı...ellerimin arasındakine kilitlenmiştim o anda.huzursuz hissediyordum kendimi...aklım karışmıştı ne diyeceğimide bilmiyodum ama bir şeyler sormam gerekiyordu.kafamı kaldırdığımda çocuk koşarak benden uzaklaşıyordu...seslendim arkasından dönüp bakmadı bile koşmaya devam etti sadece.
peşinden gittim ama adım başı birileri kesiyordu önümü omuz atıyolardı...tanımadığım kişilerin düşmanca bakışları vardı bana karşı...anlamsızdı.
tıpkı küçük çocuğun aldırış etmeden çekip gitmesi gibi...
gök gürlemişti en şiddetlisinden.yağmur biraz daha sevdaya gelmiş akıtıyordu bulutlardan kendisini
yeryüzüne yağmanın çılgınlığındaydı belki o yüzden bu kadar hızlı ve can yakıcıydı...
o kadar bitkindim ki...dahada ağır hisediyordum kendimi.sırılsıklamdım.yağmurun damlacıkları üzerimdeki yükü kat be kat artırmıştı sanki...elimdeki geldi birden aklıma...yavaşça açtım avucumu...kolye...o kolye...dehşete kapılıştım...

o hediye etmişti bana birlikte olduğumuz zamanlarda kendisi yapmıştı...tahtadandı..tıpkı bir kelebeğin şeklindeydi girintisiyle çıkıntısıyla...içinde fotoğrafımız vardı...

o gün bağırıyorduk birbirimize nice gülüşmelerimize şahitlik etmiş o parkta.aldırış etmiyoduk birbirimizin sözlerine sadece ve sadece sayıyorduk dilimize gelenleri.ilk defa o kadar kin doluydu bakışları..hiç kimsede şahit olmadığım kadar nefretlikle bakıyordu gözlerime.ellini kaldırmıştı bana
kaldırmıştı ama vurmamıştı...
ancak son sözüyle silmişti hayattan beni ''bende yoksun!''.
yoktum sende...olmamıştım demek hiç...tekrarlamıştım ondan sonra''bende yoksun'' dilim düğümlenmişti...beynime kilit atılmıştı...o kadar zordu ki bunu kendimden duymak...
göğsüm yanıyordu...doğru ya son hamle bu hikayede bana aitti.kolyemi ilk hediye ettiğin yerde...unutmam söküp atmıştım boynumda kelebeğimi,an be an bakışların kolyedeydi yere düşene kadar
sanki yavaşlatılmış karelerle izliyordum seni.
aslında seni değil ayrılığımızı izliyordum ben.


aklımda sen vardın o an...unutmuştum ben halbuki...kaybetmemişmiydik çoktan seni.kimdi? neydi? nerden gelmişti o çocuk?
bu kolyeyi nerden bulmuştu...nerden...

bir sokaktaydım şimdi ben.yerinden huzursuz taşların oluşturduğu o sokakta karanlıklara doğru yürüyordum sanki sana varacakmışım gibi yolun sonunda...

üşüdüm.soğuk bir rüzgar esti odamın penceresinden tülleri savurdu sağa sola
şimşekler eşlik ediyordu,ardından odam mavi ışıklarla doluyodu anlık olarak.
erken dalmıştım uykuya bu gece
yüzükoyun yatmışım.
boynum ağrıyordu.
bulanıktı herşey.
gözlerimi ovuşturduktan sonra zar zor doğruttum kendimi...ıpıslaktım...saçlarımın önü,yüzüm ter damlalarıyla doluydu...
''of...nasıl bir rüyaydı...'' dedim kendi kendime...
kalkmıştım saate baktım 3.49 sanki hiç uyumamış gibiydim. camı kapatmak lazımdı.dışarıda hava hala sabahki gibiydi.perdeleri zor zaptetmiştim epeyce bir cebelleşmiştik.bu saatte yapılacak bir şey yoktu yorulmuştum mecburi yatağıma doğru ilerlerken yatağımın ayakucundaki aynamda bir ışıltı gözümü almıştı ...ağır adımlarla ilerliyordum...
nedense huzursuz olmuştum birden.üstelik bu gecede odamda yalnızdım,binamız her gecekinden daha farklı bir sukuneti barındırıyordu o anda...ilerledim...bir adım...bir adım...bir adım daha...bendim işte.dur bir saniye...bendim ancak ancak bu boynumdaki neydi benim...kolye mi...ne?..o o kolye...gözlerim açılmış ve dehşet içindeki bakışlarımla bir fısıltı duyuldu yanı başımda ''hep bende kalacaksın'' ...gökgürültüsü ardından sonsuz bir mavilik dolmuştu küçük odaya ve ardından uzaklaşan küçük adımların sesleri...
 


                                                                okyanustaki rüzgar

03:49 30.6.07

0

spontane...

28/8/2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

spontane dökülenler...

telefon sesi duydum demin, aldırış etmedim. yine bir yanlış numaradır dedim... öyle değildi ama beni en çok üzen arıyordu beni... sesim tuhaftı sanki, şu an olduğum gibi... yanyana olduğumuz bir zamanda sadece susup oturmuştuk bir bankta, telefonda da aynı sessizlik vardı o anda. buruk bir sevinçti benimkisi. bir şey diyor musun dedi... bilemedim ne diyeceğimi belki diyeceğim çok şey vardı ama onun için değersiz kalacaktı... bilmiyorum diyebildim... iki kere... ya sen dediğimde yok dedi... tok söylenmiş bir yok değildi bu ama... acımasız gelmedi bu sefer... diyemedim dedim ya diyemedim özledim diye, özlememiştir belki, belki öylesine aramıştır diye... sadece hatır için hani... dilimin ucunda bir sürü kelime var şu an... tutamıyorum birisi sarkıyor şimdi...

Caney.



0

senaryonun mizahı

30/6/2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı


                                       
ay ile güneş yer değiştirken henüz yeni çıkmıştı hastanenin kapısından.allak bullaktı.saçları darmadağındı...hastanenin etrafındaki bahçenin ortasında gecen o uzun yolda boş gözlerle ama zihnindeki kesik karelerle ilerliyordu...


bir hayatı nasıl kurtarırım...


bulanıklaşıyordu hatırlamaya çalıştıkça..hatırlamaya çalıştıkça zihni dahada zorluyordu dahada bir  derinlere atıyordu o sahneleri...kendisi için böylesi daha iyiydi belkide ancak istiyordu o anı son kez gözden geçirmek...bir hayatın nasıl yitip gittiğini..bir hayatı nasıl koruyamadığını görmek...sorgulamak istiyordu.


bunalmıştı.elleriyle yüzünü ovuşturuyordu...yüzünü gererek ellerini saçlarının arasına daldırmış şimdi bir bankta kolları dizlerinin önünde oturmaktaydı...kargaşalardaydı ve kulağında bahçedeki küçük çocuğun sesi vardı.heycanla anlattığı birşeyleri kısa
kikirdemeleriyle bölüyordu.şu durumda çok sinir bozucu geliyordu selime küçüğün  o hali.halbuki şimdi o yanında olsaydı bu bıcır bıcır ufaklığı kısa bir süre alıkoymazlarmıydı yanlarında,sevmez ve sorulan sorulara belkide vereceği büyümüşte küçülmüş havasındaki cevaplar karşısında birbirlerinin yüzüne bakarak dudaklarını ısrmayacaklarmıydı ''bu küçük büyüyünce çok fena olacak''diyerek.


istemiyordu.


soluk almak artık bir işkenceye dönmüştü selim için.arsız bir komşu gibiydi yaşanılmış en büyük acıları..hayat masasında kaybettiği pullarını evirip çevirip aklına sokuyordu her defasında kumarbaz arkadaşları.başı hep ellerinin arasında olurdu gün içinde.bir banka yığıldığında bu kaçınılmaz görüntüsüydü onun.artık dayanamıyordu...kaçmalıydı.


''sessizliğin rahatsız edicliği yine ''diye düşünmekten alıkoyamıyorken kendisini ''işte yine çaresizim,ben yine yenildim''diyordu...bir hayatı kurtaramamıştı...


yumdu gözlerini...yağmur ciselerini atmaktaydı..hissetmek istedi.olmadı...''ne yaptım ben allahım...ne yaptın sen bana...ne yaptırdın...
sigara olsaydı keşke şimdi...ne de güzel giderdi yaprak uğultusunda yerdeki ıslak gazetenin kokusunda...çekebilseydim içime eğer...''


zihni bulanıklaşıyordu şimdi.odasını görüyordu.içindeydi odanın.öfkeliydi ve eline ne geliyorsa sağa sola savuruyordu.görmemeliydi onları öyle.öylece uzanmış olmamalıdı göğsüne o piçin yarı çıplak.süpriz yapacaktı ''hayatımda ilk defa iyi bir bok yiyecektim''diye bağırıp çağırıyordu.kaçıncı affedişiydi bu onu.kaçıncı gözyumuşunun kaçıncı darbesi olmuştu.kaçıncı yeminin başında ekmek kırmıştı yine sevdiğim dediği kız.bırakamadığı,herşeye rağmen sarmaladığı beden için kaçıncı defa ölümü düşünüşüydü?
''değmiyorsun lan orospu!!!'' şimdi kulaklarında yankılanmıştı bu sözleri selimin.gerisinde sadece bir tül değiyordu gözlerine sonrasında bir acı ve karanlık.


dikmişti gözlerini sol tarafında kalan gölgeli camına hastanenin...baktı ve gözlerinden yaşlar süzülerek çevirdi başını ıslak yola...böyle olmamalıydı.erkendi daha.daha ortaköyde balıkekmek yenilecek sonrada nargile çekilecekti.doğum gününde birlikte üfleyeceklerdi mumlarını.olmamalıydı işte...o camın ötesindeki beden için daha erkendi beyaz örtüye bürünmek...hem daha acı verici ne vardı ki başucunda ağlayan kadının halinden başka.kızın omuzuna değen bir iki yabancı elinin teselli cabalarını görmek.evet o ordaydı.ağlıyordu,kendinden geçmiş gibi duruyordu.sanki pişmalık mı vardı yüzünde kızın...artık neye yarardı ki..gerek yoktu bakmaya,içini dahada fazla yakmaya.''dön oğlum bu tarafa''dedi.olmasını dilediği pişmanlığın geç gelişini görmek istemedi.korktu ve kaçırdı bakışlarını.


bir ürperti hissediyordu selim oturduğu yerden.bahcedeki çocuğun gülücüklerin arasında o kadının hıçkırıklarını duyuyordu.yanağında bir dokunuş hissediyordu.sıcacıktı,rahmet doluydu sanki..sanki ruhunu ısıtan bir meltem bahşedilmişti o ara selime.böyle oluyormuş demekki dedi yine kendi kendine..zaten kendisinden başka kim duyabilirdiki artık onu.


hayatta bir karamizahin içindeyiz işte diye düşünürdü hep selim.bir yerlerde her zaman bir şeyler olurdu.tanışmalar olurdu,mesela kızla erkek karşılaşırdı.. arkadaşlık falan derken işte bir iki gülüşme,kıkırdaşma.bir iki buluşma sonra telefonlaşmalar ardından daha sık buluşmalar derken birden bakardılarki o iki kişi sevgili olmuş.zaman geçerdi hani artık bir şeylerin tadı kalmazdı,bazı şeyler dahada göze batardı.yok efendim sen neden bugün şöyle yaptın da neden böyle demedinlere karşı taraf ''neden öyle anladın şimdi'' diye cevap vermek zorunda kalırdı..böyle angaryalar çıkardı artık çoğu zaman...sonra yollar ayrılır yeni tanışmalar falan ''dönüp dolaşıp ucundan değecek benim hayatımada işte birilerinin bu hayat naneleri''derdi ve arkadaşlarıylada çok gülerdi bu sözlerine bir bilginlik havasındaki bakışlarıyla.hayat karamizahtı evet...belki mizahın en karanlık yerindeydi artık.mizahın da dışındaydı.bir  hayatı kurtaramamıştı,hayattan düşmüştü işte.kendisini kurtaramamıştı...
 

                                         okyanustaki rüzgar